Salı, Nisan 14, 2009

Küçük şeylerin tanrısı

Özellikle şu kriz döneminde muhalif hareketlerin hızla yükseldiği ABD'de popüler olan Hintli Aktivist Arundhati Roy'un ilk ve tek romanı Küçük Şeylerin Tanrısı. Roy, küreselleşmeye, emperyalizme ve savaşa kafa tutan bir eylemci olarak tanınmadan önce 1997'de ona edebiyat ödülü Booker'ı getiren  bu romanıyla adını duyurdu.

Ortak bir 3. dünya bilinci, ortak bir dil varsa eğer, bu romandadır işte. İçinizde sağlam bir yer açacak kendine, uzun süre, belki de hiç boşalmayacak bir yer. Duru, içinizdeki naif bazı noktalara nüfuz edecek bir dili var bu anlatının.

Bunun üzerine bir de Toni Morrison'ın En Mavi Göz'ünü okuyun, iflah olmayın bir daha da hiç.

Arundhati Roy 
1961'de Hindistan'ın güneyindeki Kerala eyaletinde doğdu. Annesi Süryani, babası Bengalli bir Hinduydu. Annesi Mary Roy'un kurduğu özel bir okulda eğitim gördü. Resmî okulların baskısından uzak kaldığı bu okulda ilk yazınsal ve düşünsel yetilerini edindi. On altı yaşında gittiği Yeni Delhi'de bohem bir yaşam sürdü, teneke damlı bir kulübede yaşadı, geçimini boş şişeleri satarak sağladı. Daha sonra Delhi Mimarlık Okulu'na girdi ve orada ilk kocası mimar Gerard Da Cunha ile tanıştı. 1984'te ikinci kocası sinema yönetmeni Pradeep Kishen'le tanıştıktan sonra bazı filmlerde oynadı ve senaryolar yazdı. 1992'de yazmaya başladığı Küçük Şeylerin Tanrısı adlı romanını 1996'da tamamladı ve bu yapıtıyla 1997 Booker Ödülü'ne değer görüldü. Daha sonra, Hindistan'daki nükleer silâh denemelerine tepki olarak Düşgücünün Sonu adlı kitabını kaleme aldı. Hindistan hükümetinin hidroelektrik santralı projelerini şiddetle eleştiren yazıları Yaşamanın Bedeli adlı kitabında topladı. O günlerden bu yana küreselleşme, savaş ve sömürü karşıtı eylemlere önderlik ediyor, bu konularda kitaplar yayımlıyor. 2004'te, toplumsal kampanyalarda önderliği ve şiddet karşıtı çalışmaları nedeniyle Sydney Barış Ödülü'ne değer görüldü. Son olarak, İstanbul'da toplanan Irak Dünya Mahkemesi'nin Vicdan Jürisi Başkanlığını üstlendi. 

3 yorum:

Goddess Artemis dedi ki...

Mimlendin! :o)

Nazim Keven dedi ki...

kucuk seylerin tanrisi muhtesem bir kurguya ve onlarca vurucu cumleye sahip, cok derin, cok carpici ve ayni zamanda cok yalin bir roman. bir olayi iki cocugun gozunden anlatir Arundhati Roy bu kitapta. bir trajediyi yaşayan bir bireyi anlatir. flashbacklerle şimdiki zamanın dansinda, trajedi an ve an yaşanırken, olaya dogru adım adım ilerlenir. butun kitap boyunca olayi merak edip durursunuz ama olay olup bittiğinde, aslında trajedinin çoktan yaşanmış olduğu duygusu tüm vucudunuza buz gibi yayılır. Bir donem beni benden almisti bu kitap. Arundhati Roy'un aktivizminden dolayi yeri cok ozel ama bu kitap da cok baska bi ozel be

Lady Lazarus dedi ki...

@Nazim Keven;

Hoşgeldiniz :)

"Prenses'e mektuplar"ı heyecanla takip ediyorum :)